• Millî Kültür

  • Millî Kültür

  • Kültür, milli; medeniyet, milletler arasıdır.

  • "Medeniyet gül alıp gül satmak, gülü gül ile tartmaktır. Ömer Özercan

Copyright 2019 - Custom text here

MİMARİ'DE BİÇİM VE MEKAN

BİÇİM VE MEKAN

Mekanlar sürekli olarak varlığımızı sarmalar. Biçim ve nesneleri görerek mekanın içindeki ve dışardan gelen etkileri hissederiz. Onun görsel biçimi, ışık kalitesi, boyutları ve ölçeği tamamen toplam biçimin elemanları tarafından tanımlanan sınırlarına bağlıdır. Mekan çevrelenmekle ve biçimini oluşturan elemanlarla mimari oluşum kazanır. Figürler dikkatimizi çeken pozitif elemanlardır. Bunları algılamak arkalarındaki zıt fonu anlamakla olur. Bunlar karşıtların birliğini oluşturur. Bunun gibi biçim ve mekan elemanları da mimarlığı oluşturur.

Mimari Biçim kütle ve mekan arasındaki ortak temas noktasında varolur. Mimaride biçim ve mekanın ilişkisi birkaç ölçekte tespit edilebilir. Kentsel ölçek de binanın bir yerin mevcut dokusunu koruyup korumayacağı, diğer binalara dekor olup olmadığı, kentsel mekanı tanımlayıp tanımlamayacağı veya mekanda serbest durmasının uygun olup olmayacağı dikkate alınmalıdır. Aynı şekilde binaların plan çiziminde de duvarları pozitif eleman olarak okuma eğilimi gösteririz. Aralarda kalan alanlar duvarlar için arka plan değil şekil ve biçimlerle dolu çizimin içindeki figürler olarak görülmelidir. Binadaki her mekanın biçimi ve çevrelenişi ya etrafındaki mekanların biçimini belirler yada onlar tarafından belirlenir.

Mekan tanımlayan Yatay Elemanlar
1.Taban Düzlemi: Yatay olan düzlemin figür olarak algılanması için yüzeyin kurulduğu düzlemin rengi ve dokusu farklı olmalıdır. Geniş mekanlarda zemin veya döşemede belli bir yüzeyin belirginleşmesinde kullanılır.

2.Yükseltilmiş Taban Düzlemi: Seviye değişikliği alanın sınırlarını tanımlar. Mekansal akışı keser. Yükseltilmiş mekanlarda seviye değişimine göre mekansal ve görsel süreklilik değişir.

Yükseltilmiş kısım mevcut arazi de olur, yada binanın imajının değişimi için yapay olarak platform veya podyum üzerinde bina oluşturabilir. Binaların veya içinde yaşayacak olan aktivitenin yada fikrin önemi arttırılır. Yükseltilmiş düzlemler binanın içi ve dışı arasındaki geçiş mekanlarını da tanımlayabilir.

3. Çukurlaştırılmış Taban Düzlemi: Tanımlanan alanın sınırları çukurluğun dikey yüzeyleri tarafından tanımlanır. Doku ve rengiyle farklılaştırılabilir. Çukur ve çevre alan ilişkisi seviye derecesine bağlıdır. Doğal alanlardaki çukurlaştırılmış açık hava arenaları tiyatro için sahne görevi alır. Kentsel ölçekte, bina içinde, odaların içindede uygulanabilir. Mekan tanımlı hale gelir.

Devamını oku...

CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK MİMARLIĞI

Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı

I. Ulusal Mimarlık Akımı

1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet ile birlikte gelişme gösteren milliyetçilik eğilimleri mimarlıkta yeni arayışlara yol açmıştır. Mimar Kemalettin ve Vedat Bey’lerin öncülüğünde gelişen bu akımla birlikte Türk Mimarlığı’nın Milli Mimari Rönesans’ı diyebileceğimiz yeni klasik dönemi başlar. 1970’ler ve sonrasında Birinci Ulusal Mimarlık adını alacak bu tarz, özünde klasik Osmanlı yapıları olan yeni bir mimarlık barındırmaya yönelir.

Bu dönemde klasik Türk Mimarlığı yapıtları diriltilerek bir Türk milli üslubu yaratılmaya çalışılmıştır. Bu süreç, ulus olma yolunda bilinçlenmenin bir sonucu olarak da nitelendirilebilir.

Milliyetçi unsurlar barındıran bu akımla, eski dinsel yapılardan alınan elemanlar (geniş saçaklar, kubbe, sivri kemer, sütun, çini kaplamalar vs.) sivil mimarlığa uygulanmaya çalışılmıştır. Daha çok kamu yapıtlarında görülen bu akım, konutları pek fazla etkilememiştir.

Mimar Kemalettin ve Vedat Bey’( Vedat Tek )ler, ülke mimarlığını yabancı etkilerden arındırmayı amaçlayıp, yalnızca Osmanlı’nın son dönemini değil, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki türk mimarlığını da büyük ölçüde etkilemişlerdir. Ziya Gökalp ’le başlayan Türkçülük hareketi, bu akımın Cumhuriyet’in ilk yıllarında canlı kalmasını sağlamıştır. Bunlara ek olarak daha sonrasında Arif Hikmet (Koyunoğlu) Bey ile İtalyan asıllı Giulio Mongeri de akıma katılmışlardır.

Devamını oku...

ESKİ MISIRDA MİMARLIK

 

Mimarlık:

Eski Mısır’da kullanılan en önemli iki yapı malzemesi kerpiç ile taştır. Taş daha çok mezarlarda ve tapınaklarda, kerpiç ise ev, hatta saray gibi konut mimarlığında ve savunma yapılarında kullanılmıştır. Mezar, içine yalnızca ölü yerleştirilen bir yer değil, ölümden sonraki yaşamın sürdürüleceği kutsal mekândır. Bu nedenle ölülerin yanına, işlerine yarayacağı düşünülen eşya da yerleştirilir, duvarlara dünyadaki yaşamlarını anlatan resimler yapılır.

Mısırlılar cenaze anıtlarına “sonsuzluk yerleri" derlerdi. Bu oldukça anlamlı bir tanımdır. Anıtın kalıcı olması istenmiş ve taş bunun için en uygun malzeme olarak seçilmiştir. Mezarlar çok çeşitlidir. Firavun adına yapılan piramitler en ünlüleridir. Önceleri, firavunun göğe çıkmak için tırmanacağı merdiveni temsil eden ve mastaba (mezar çukurunu örten kütle) denilen yamuk piramitler yaygındı.

İlk sülaleler döneminde firavun mezarlarıyla soylular için yapılanları ayırt etmek zordur. Günümüzde genellikle Abydos’takilerin firavun, Sakkara’dakilerin soylu mezarları olduğu düşünülür.

Piramitler; hiç bir kral ve topluluk,yalnızca bir anıt dikmek için bunca masrafı ve eziyeti göze alamazdı.nitekim kralların ve kullarının gözünde piramitlerin pratik bir işlevi vardı. Kral, halkı üstünde egemenlik süren kutsal bir varlık sayılıyordu.bu dünyadan ayrıldığı zaman da yanlarından geldiği tanrıların arasına yükselecekti.O, gökyüzüne yükselirken, piramitler, olasılıkla onun çıkışını kolaylaştıracaklardı. Ama her şeyden önce onun bedeninin korunmasını sağlayacaklardı.

Piramit kralın mumyası için dikiliyor, ceset ise bu koskoca taş dağının tam ortasına, yine taştan bir gömüt içine yerleştiriliyordu.ölü odasının duvarlarına , tüm çevreye, dünya ötesi yolculuğunda krala yardımcı olacağına inanılan büyüsel işaretler çiziliyordu.

Devamını oku...

SU YAPILARININ TARİHSEL GELİŞİMİ

SU YAPILARI TARİHİ

İnsan yaşamındaki vazgeçilemez önemi sebebi ile su günümüzde olduğu gibi tarih boyunca da en kıymetli ihtiyaç maddesi olmuştur. İnsanoğlu binlerce yıl öncesinden itibaren tatlısu kaynaklarını bir kanal ile şehirlerine akıtmayı, bentler inşa ederek suyu depo etmeyi, tepelerin yamaçlarına galeriler açarak yeraltı sularını kaynak suları haline getirmeyi başarmış ve şehirlere getirilen sular toprak künkler ile oluşturulan şebeke sistemleri ile çeşme, hamam ve sarnıç gibi yapı elemanlarına akıtılmıştır.       

Yoğun savaşlara sahne olan ilk ve orta çağlarda şehirler korunma amacı ile surlarla çevrilmeye başlayınca sur dışında kalan su toplama tesisleri ve isale hatları korunmasız kalmış ve bu şehirlere yapılan saldırılar sırasında şehri teslim olmaya zorlamak için kuşatmayı düzenleyenlerin ilk yaptıkları iş sur dışındaki su tesislerini tahrip etmek olmuştur. Bu olgu sebebi ile zamanla şehir içlerinde çok sayıda su sarnıcı yapılmaya başlanmıştır. Su tesislerinin İstanbul'daki tarihsel gelişimide bundan farklı değildir.

İstanbul'un Osmanlılar tarafından feth edilmesinden sonra ise şehir içindeki sarnıçlara hiç itibar edilmemiştir. Büyük ölçüde tahrip olan sur dışı ve sur içi isalehatları ise hemen fetihten itibaren tamir edilmeye başlanmış ve çok sayıda yeni su tesisleri yapılmaya başlanmıştır. Başta saraylar, camiler, hamamlar, kışlalar ve bazı devlet adamlarının evleri olmak üzere çeşitli yapılarada su getirilmiş olmakla beraber suyun halka sunulmasında ana unsur çeşmeler olmuştur. İstanbulda yapılan ilk türk çeşmeleri ise fetihten önceki yıllara rastlar ve kitabeleri olmamakla beraber mimari stillerine bakarak Anadolu ve Rumeli Hisarı civarındaki bazı çeşmeleri bunun delili olarak gösterebiliriz.

Fetihle birlikte sur içinede su tesisleri yapılmaya başlanmış ve Halkalı suları ile Kırkçeşme ve Kağıthane suyu tesisleri gibi tesisler oluşturularak şehrin su ihtiyacı karşılanmaya çalışılmıştır. Beyoğlu,Galata,Kasımpaşa ve Boğaz hattı boyunca nüfusun artmaya başlaması ile birlikte bu bölgelere su getirmek amacı ile Taksim suyu tesisleri ve Hamidiye suyu tesisleri inşa edilmiştir. Üsküdar bölgesine de zamanla çok sayıda su yolu inşa edilmiştir. Beykoz bölgesinde ise büyük su tesisi inşa edilmemiş olmakla beraber çok sayıda kısa suyolu yapıldığını ve bölge halkının ihtiyacını karşılayabilmek için çeşmeler inşa edildiğini biliyoruz. Su tesislerinin ana yapı elemanları olan bentler, kemerler,galeriler, maksemler ve su terazileri gibi unsurlar genellikle devlet bütçesi ile inşa edilmiş olmakla beraber çeşme ve sebiller ise çoğunlukla birer hayır eseri olarak şahıslar tarafından inşa edilmiştir.

Devamını oku...

OSMANLI DÖNEMİ SU YAPILARI

1. mahmut su kemeri

Osmanlılar döneminde yapılan su tesislerinin kendi dönemleri içerisinde dünyanın en gelişmiş tesisleri olduğu söylenebilir. İstanbul'daki ilk Osmanlı su tesisleri fetihten önce Üsküdar bölgesinde yapılmış olmakla beraber bunlar genellikle yamaçlara açılan galeriler ile toplanan suların çeşmelerden akıtılmasından ibaretti. Asıl büyük su tesisleri hemen fetihten itibaren sur içine yapılmaya başlanmıştır. Zamanla hem sur içini besleyen tesislerin yapımına devam edilmiş hemde Beyoğlu ve Boğaz bölgelerine ve Üsküdara su getiren tesisler yapılmıştır.

Bu tesisler; suyun toplanmasını,şehre taşınmasını ve şehir içinde dağıtılmasını sağlayan üç ana grupta incelenebilir. İlk dönemlerde su çeşitli derelerden su alma ızgaraları ile alınmış ve çökelt me havuzlarında kaba pisliklerinden arındırılmıştır. Daha ileri dönemlerde derelerin doğal debisi şehrin su ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalmaya başlayınca Kağıthane ve Alibeyköy derelerinin çeşitli kolları üzerine Osmanlılar tarafından yedi adet bent inşa edilmiştir.

Devamını oku...

f t g m