• Millî Kültür

  • Millî Kültür

  • Kültür, milli; medeniyet, milletler arasıdır.

  • "Medeniyet gül alıp gül satmak, gülü gül ile tartmaktır. Ömer Özercan

Copyright 2019 - Custom text here

Dr. İ. Aydın YÜKSEL

1939'da Erzurum Oltu'da doğdu. 1966'da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Süsleme Sanatı Yüksek Kısmı, İç Mimarlık Bölümünü'nden mezun oldu. 1975'de Yüksek Mimarlık bölümünü tamamladı. 1979-1983 seneleri arasında istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümünde Prof.Dr.Oktay Aslanapa yönetiminde "II Bayezıt-Yavuz Selim Devri Mimari Eserleri ve Türk Mimarisinin Gelişmesi" isimli tez çalışmasını tamamlayarak, Doktor ünvanını aldı. 1961-1966 ve 1968-1974 seneleri arasında Ekrem Hakkı Ayverdi ile birlikte başlangıcından itibaren Fatih devri sonuna kadar Türk Mimarisinin araştırılmasında rölöve çalışmaları ve çizimleri, telifi ve neşredilmesi projesinde çalıştı. Daha sonra, 1975-1983 yılları arasında yine Ekrem Hakkı Ayverdi ile beraber Avrupa'da bulunan Osmanlı Mimari eserlerini tetkik, telif ve neşretti. 1966'dan itibaren yurt içi ve yurt dışında proje, kontrollük ve uygulamalarda bulundu. Halen Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Yapı Bilgisi Ana Sanat Dalında öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. ingilizce bilen Aydın Yüksel, Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Dr.Semahat Yüksel ile evli olup, iki çocuk babasıdır.

Eserleri: 1980'den itibaren çeşitli dergi, kitap ve ansiklopedilerde çok sayıda makale, araştırma ve madde telif etti.

Mimar Hayreddin

( ? - ? )
II.Bayezid devri mimarlarındandır.

Kaynaklarda baba adının Mimar Murad olduğu kaydedilmektedir. Fakat bu Mimar Murad'ın Fatih ve II.Bayezid devrinde bir hayli adı duyulan ve II. Bayezid'in Geyve'deki köprünün mimarı olan Abdullah oğlu Mimar Murad Halife olup-olmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Mimar Hayreddin'in doğum yeri ve yılı ve vefatının tarihi de belli değildir. Hayatı hakkında da bilgimiz çok azdır.Ancak birçok mimarlara göre tarihi bir şahsiyet olduğu muhakkaktır. İstanbul'daki II. Bayezid Külliyesinin ve kendisine izafe edilen bazı binaların mimarı olduğu hakkında yaygın bir kanaat mevcutsa da, bu iddiaları ne te'yid ve ne de reddetmek mümkün değildir.

894/1489 tarihinde Hamid b. Efdal imzasıyla tescil edilen vakfiyesine göre, Dîvanyolu'unda bugün yenilenmiş bir halde hâlâ duran mescidi için hücreler, dükkânlar, evler vakfetmiş olduğu görülmektedir. Bu mescidde vazife görecek olan imam, müezzin ve cüzhanlara gündelikler ve Regâib ve Berat gecelerinde yemek verilmesi için tayinler yapılmıştır. Bu vakfiyede ismi Üstad Mimar Hacı Hayreddin olarak kaydedilmiş ve mescidinden dolayı mahalle günümüze kadar onun ismiyle anılır olmuştur. Mimar Hayreddin'in 914/1508 yılında Bursada II.Bayezid tarafından yaptırılan Pirinç Hanının daimî meremmetçiliğine tayin edilmiş olduğu görülmektedir. Bursa şer'î sicilindeki kayıtta "üstad" ünvanıyla zikredilmekte olduğundan yaşının bir hayli ileri olduğu tahmin edilebilir. Bu han, İstanbul'daki II.Bayezid Külliyesinin mimarı olan Yakup Şah b. Sultan Şah ve yardımcıları olan Ali b. Abdullah (Acem Ali) ve mimar Yusuf tarafından 913-14/1507'de inşa edilmiştir. Bu sırada Yakup Şah'ın hassa mimar başı ve baş halifesinin de Acem Ali olduğu anlaşılmaktadır. Mimar Hayreddin ise, 917/1511 tarihli bir kayıtta cemaat-ı mimârân listesindeki yedi mimardan biri olarak fakat "ser-râh" yani baş suyolcu olarak kaydedilmektedir. Bundan başka Kanuni Sultan Süleyman devrinin ilk yıllarında tutulan bir defterdeki cemaat-i mimârân listesinde Mimar Hayreddin'in ismine rastlanmaması onun artık bu tarihlerde hayatta olmadığını akla getirmektedir.

Devamını oku...

Yapı Nasıl Esere Dönüşür

Prof. Dr. Yalçın Koç İle Şöyleşi

Bir Yapı Nasıl Esere Dönüşür?

Yapıyla kastettiğimiz herhangi bir manada malzemenin birbirine bağlanmasıdır. Bir bireşim içerisinde ürüne dönüştürülmesidir. Bu manada; bir evden, bir besteden, bir edebi metinden, bir matematik teoreminden bir mantık teorisinden birer yapı olarak söz edebiliriz. Kastettiğimiz ise insandan gelen izdir. Dolayısıyla soru şunu sormaktadır. Bağlanmış malzeme ile insandan gelen arasındaki fark nedir? İnsandan gelen iz ile kastedilen gönüle mahsus olandır. Yani kelam ile, maya ile, öz ile alakalı olandır. Siz bir malzemeyi diyelim, taşı, tuğlayı, demiri statik hesaplar yaparak doğru bir şekilde yapıya dönüştürebilirsiniz. Bu yapının kendi parçaları itibariyle tanımlanan, içi vardır, dışı vardır. Kendi parçaları itibariyle zemini vardır. Duvarları vardır ancak yapının doğru, kurallara uygun şekilde yapılmış olması bunun eser olması anlamına gelmez. Mesela gotik mimariyi düşünelim. Gotik mimaride unsurlar malzeme olarak ustaca birbirine bağlanmıştır ve bir bütünlük tesis edilmiştir. Ortaya çıkan bir yapıdır ama ortaya çıkanın bir eser olabilmesi için- demin söylediğimiz- iç-dış ayrımının giderilmiş olması gerekir. Esere dönüşebilmesi için yapının aşılması gerekir. Yapının aşılması demek, yapı üzerinden yapıyı kuranın gönlüne temas edilmesi demektir. 

Devamını oku...

Mim. Vedat Ali DALOKAY

İlk, orta ve lise öğrenimini Elazığ'da tamamlayan Dalokay, 1949 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ni bitirdi. 1950-1951 yılları arasında PTT ve Bayındırlık Bakanlığı'nda mimar olarak görev yaptı. 1951-1952de Paris'teki Sorbonne Şehircilik Enstitüsü'nde lisansüstü çalışması yaptı. 1954 yılında Ankara'da kendi mimarlık atölyesini kurdu. 1964-1968 yılları arasında Ankara Mimarlar Odası şube başkanlığı ve Mimarlar Odası genel sekreterliği yaptı.

Mimari eserleri ve Ödülleri
Dalokay, bir çok proje yarışmasında ödüller almış bir mimardır. Katıldığı çeşitli uluslararası proje yarışmalarında birincilik almıştır. Bu yarışmalar: İslamabad Kral Faysal Camii (Pakistan, 1970), Cidde İslam Kalkınma Bankası Genel Merkezi (Suudi Arabistan, 1980), Başbakanlık Kompleksi (Pakistan, 1984), İstanbul Taksim Alanı (1987), Pakistan Ulusal Anıtı (1977) proje yarışmalarında birincilik kazandı. Ankara Kocatepe Camiisi için yaptığı projenin gerçekleştirilmesi ise mümkün olmadı. Bu yapının temelleri dahi atılmışken, geleneksel cami imgesine ters düştüğünü iddia edenlerin baskısıyla uygulanmadı; yapı değiştirilerek Osmanlı camisi özelliklerini taşıyan bugünkü camii inşa edildi.


Edebi eserleri ve Ödülleri
Dalokay edebiyatla da ilgilenmiştir. "Kolo" adlı çocuk romanı ile 1980'de TDK Çocuk Yazını Ödülü'nü kazandı. Bu romanda Keban Barajı'nın suları altında kalan bir köyde yaşayan Şeko Bacı ile keçisi Kolo'nun hikayesini anlattı.Bu kitabı Hawar Tornêcengi tarafindan,Tij Yayınları'nca 2000 yılında "Bıza Kole" (Boynuzsuz Keçi) adıyla Zazaca'ya çevirilmiştir.

Devamını oku...

Mimar Vedat TEK

Mimar Vedat Tek 1873 yılında İstanbul'da doğdu. Girit'li Sırrı Paşa ile Türk edebiyat ve musikisinde değerli eserler bırakan Leyla Hanım'ın oğludur. Çocukluk yıllarını geçirdiği konakları, o devrin en seçkin sanatçılarının toplandığı bir kültür yuvasıydı Küçük yaşlarda öğrenim için Paris'e gönderilen Vedat Tek, Ecole Centrale'den matematik lisansı aldıktan sonra Ecole des Beaux Arts'da mimari öğrenimi yaptı. Türkiye'ye dönünce mimar Kemalettin Bey ile Birlikte Türk mimarisini milletleştirme çabalarına girişti. Sultan Reşat tarafından devlet baş mimarlığına atanan Vedat tek Şehremaneti Posta ve Telgraf Nezareti mimarlığında bulundu. Emanet Heyeti Fenniye reisliği yaptı. Birinci dünya Savaşı'nda da Harbiye Nezareti kıtaatı fenniye baş mimarlığına getirildi. Bir yandan da Sanayi Nefise Mektebi'nde ve Yüksek Mühendislik Mektebi'nde ders veriyordu.

Topkapı dışında bir çiftlik binası ile Yenikapı'da Şehrimaneti Kantar Müdüriyeti'nin ahşap iskelesi Vedat Tek'in ilk yapılarıdır. İstanbul'da Yeni Postahane, Harbiye deki bazı evler, Sultanahmet'te Tapu ve Kadastro binası, Sirkeci'de Mesadet Hanı, Karaköy Denizyolları Acentesi, Fatih tayyare Şehitleri anıtı, Haydarpaşa ve Moda vapur iskeleleri Ankara Mebussan Kulübü, Türkiye Büyük Millet Meclisi binası , eski Çankaya köşkü ekleri belli başlı eserleridir. Yapılarında plana büyük önem veren uygulamada en küçük bir toprak parçasının bile ziyan edilmemesine ve gereksiz masraflara girilmemesine dikkat eden Vedat tek, biçimsiz arsalar üzerinde uyguladığı planlarıyla arazinin bütün kusurlarını gizlemesini bilmiştir. Çalışmalarında milli mimariye dönüş açıkça kendini gösterir.

Devamını oku...

f t g m